Çoluk çocuk olmadan geçen pazar gününün ardından yoğun bir haftaya girdim. Pazartesi, salı ve çarşamba günleri ölümüne yoğun ve yorgun geçti. Sonunda oh be diyerek soluk aldım. Ama insanlar beni klavyelerinin başında strese sokup delirtmeye meyilliler.. Belki de ben havadan nem kapıyorum.. Bilmiyorum...

İki gündür görevli olduğum Hortkuluk Avcısı  (bundan sonra HA diyeceğim) adlı siteye girip stres sahibi oluyorum. İnsanlar bu kadar mı sığ olmuş? Yoksa çoluk çocukla mı uğraşıyoruz. Tamam çevremdekiler zaten hep gençler.. Ama bunlar... Açıkçası söyleyecek kelime bulamıyorum. Malum görevli olduğumdan içimi de tam dökemedim. O sinirle geldim buraya.. Buradan dökeceğim artık....

HA da Hikaye Rafı bölümünde modum. Bölüm için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yazarım diye ortalarda dolaşan o kadar çok *yazar* var ki aralarından en iyileri seçebilmek ve kaliteli hizmet sunmak için bazı kriterler belirledik. Bunlardan benim için en önemli olanı ise yazdıkları hikayelerde bölümlerin en az 1500 kelime olması... Bir hikaye yazarı olarak 2500 kelimeyi oynaya oynaya yazan ben 1500 kelimenin yeterli olacağını düşünmüştüm. Ama gel gör ki bu kurala o kadar çok itiraz gelmeye başladı ki sinirlerim oynuyor..

Ben yazarım diye ortalarda dolaşan bu yazarcıklar 1500 kelimeyi yazmakta zorlanıyorlarmış. yazmak için olay bulamıyorlarmış. Bulamıyorsan yazma kardeşim. Önemli oaln olay yazmak değil. Biraz betimleme yapsan, biraz duygu ve düşüncelere yer versen olmuyor mu? Geldim gördüm yendim diyeceğine birazcık daha detaylı anlatsan bırak bir olayı bir 1500 kelimede anlatmayı 3000 kelimede anlatırsın.

Ama hayır onlar kendilerini geliştireceklerine bizim sayıyı ve doğal olarak kalitemizi düşürmemizi bekliyorlar... Bu olmadı olmayacak... 1500 kelimenin altında hikayeleri ben bi tarafımla yazarım. O bitarafım da yazar diye ortalarda dolaşır, onların yazdıklarını beş kez sollar.

Ay içimi döktüm rahatladım :)

Yoğun bir günün ardından...

Yıldızlar gökyüzünde boncuk boncuk parlıyor, hafif hafif esiyor rüzgar. Ben ise yorgunluğumun inadına kahvem elimde klavyemin başındayım...


Evin sessizliğine inat dışarıda yoğun bir gürültü var.. Gürültü hayattır aslında. Yaşamı belirtir. Benim ise duymak istediğim tek ses klavyemin tıkırtısı.


Kızım evi terk etti bugün... Şaka yapıyorum elbette daha çok küçük. Dün halasına gitmek için babasından izin istememi rica etmişti. Babası cevapsız kalınca kızdı. "Ben halama gidiyorum! Babam cevap verseymiş" dedi. Küçük isyanlar bunlar biliyorum. Hergün birkaç kez yaşıyoruz. Eee bizde geçmedik mi o yaşlardan? Biz de 11 olmadık mı hiç?


Aslında söylemek istediğim çok şey var onlarla ilgili, ama bugün kısa keseceğim. Yakın bir zamanda Daphne'nin "üçü bir arada"sını tanıtacağım. Tek tek hepsinden söz edeceğim. Onları ne kadar sevdiğimden ve gurur duyduğumdan bahsedeceğim. Ama bu gece değil...


Hiç susmayan kapı zilim gecenin bu saatlerinde sakin. Ben ise yanlızlığın tadını çıkarıyorum... Aslına bakarsanız gecenin bu saatleri dışında yanlızlığı sevmiyorum. Hep kalabalık olsun istiyorum. Sonrada sıkılıyorum.


Sanırım biraz dengesiz, biraz kaçık, ucundan acık şeker, ama kesinlikle sevilen biriyim. Bu gecelik bu kadar çene yeter... Good night everyone...

Hoşgeldim...

Facebook, twitter, tumblr derken net dünyasında açıldıkça açıldık. Fakat bir şeyi farkettim. Hepsinde hikayelerimden, hoşlandığım diziler veya kitaplar, oyunculardan bol bol bahsederken kendime ait alanım kalmadı. Bazen insanlar kendilerini anlatmak ister. Bu ne fiction yazmaya benzer ne de dizilerden bahsetmeye.

Gerçek dünyada düşüncelerimiz hepsinden farklı yönlerde kayarlar. Bugün ne pişirsem, çocuğum hasta, en iyi arkadaşımla kavga ettim gibi... Karakterlerinizi yazarken asla bunlardan bahsetmeden yazarsınız. Peki kendimi nerede anlatacağım?

İşte bu noktada bloga ihtiyacım olduğuna karar verdim. Umarım blog dünyası da beni sıkıca sarmalar..
Hoşgeldim....